Prime Video'nun Gözden Kaçmış Cevheri: Mizahla Süper Kahramanlığı Yeniden Yazan The Tick
İki sezonluk kısa ömrüne rağmen türün en zeki parodilerinden biri olarak anılan The Tick, eleştirmenlerin beğenisini kazansa da geniş kitlelere ulaşamamıştı. Prime Video'nun bu kült yapımı, ferahlatıcı mizahı ve karakter derinliğiyle keşfedilmeyi bekliyor.
Süper kahmanan filmlerinin gişeleri sarsıp sinema salonlarını tek tip görüntülerle doldurduğu bir çağdayız. Büyük bütçeli yapımlar üst üste gelirken, seyircide doğan his giderek büyüyen bir doygunluk. Görsel efekt şovunun hikâyeyi gölgede bıraktığı bu ortamda, türün büyüsünün sönmesi şaşırtıcı değil. Yine de bu tablo, süper kahraman temalı her eserin aynı akibete mahkûm olduğu anlamına gelmiyor.
Milyar dolarlık yapım trafiğinde sade kalan bir proje
Stüdyolar kendi çizgi roman evrenlerini birer gişe motoruna çevirirken, zaman zaman seyircinin karşısına gösterişten uzak, karaktere yaslanan örnekler de çıkıyor. Efekt patlaması yerine mizah ve sevimli karakterler tercih eden bu işler, türün hâlâ ne kadar keyifli olabileceğini kanıtlıyor. 2016'da yayımlanmaya başlanan ve eleştirmenlerden takdir toplayan ancak hiçbir zaman geniş bir hayran kitlesine kavuşamayan The Tick, tam da bu kategoriye giriyor.
Çizgi romandan ekrana uzun bir yolculuk
Karakter yabancı değil. Ben Edlund onu 1980'lerde, dönemin kahraman klişelerini alay konusu yapan hicivli bir çizgi roman dizisi olarak tasarlamıştı. Bu esprili tip kısa sürede sevildi ve 1994-1996 arasında yayımlanan, Türkiye'de de tutan animasyon serisiyle televizyona taşındı. Edlund 2001'de karakteri canlı çekim olarak Fox'ta denedi; ne yazık ki proje dokuz bölüm sonra kapatıldı.
Yıllar sonra Amazon diziyi yeniden canlandırmaya karar verdiğinde en isabetli hamleyi yaptı: dizinin başına bir kez daha Ben Edlund'u getirdi. Bu seçim her şeyi değiştirdi. Edlund, günümüzün çizgi roman çılgınlığını taklit etmenin tam da ne demek olduğunu biliyor ve ortaya tür tarihinin en zeki, en özgün parodilerinden birini koyuyordu.
Yenilmez kahraman ve yıllarla boğuşan yardımcısı
Hikâyenin odağında mavi kostümlü, neredeyse yenilmez, bir o kadar da eksantrik bir kahraman var. Çocuksu saflık ve alışılmadık bir adalet arzusu taşıyan The Tick, yanına hayatında travmalarla mücadele eden, kaygılı bir genç olan Arthur'u alıyor. Arthur, dünyanın öldü sandığı acımasız kötü The Terror'ın aslında yaşadığına inanan bir saplantıya kapılmış durumda. Bu zıt ikilinin zorunlu ve komik yolculuğu, beklenmedik biçimde dev bir komplo örgüsünün ortasına düşmelerine yol açıyor.
Diziyi büyüleyici kılan şey, türün tanıdık kalıplarını bitmeyen bir espri kaynağına çevirme kabiliyeti. Tick ne kadar abartılı ve safsa, Arthur da aynı derecede insani ve kırılgan; ikisi mükemmel bir denge oluşturuyor. Bu karşıtlığın ürettiği kimya, diziye gereksiz ciddiyete kaçmayan ama anlatısını da asla ihmal etmeyen bir ton kazandırıyor.
Kısa format, uzun soluklu keyif
Atlarını görsel efekt yağmuruyla süsleyen örneklerinin tersine The Tick, gücünü sağlam diyaloglarından, durum komedisinden ve karakterler arasındaki inandırıcı bağdan alıyor. Absürt kurgusunu inandırıcı kılan oyunculuklar esere yalnızca komik değil, duygusal bir katman da ekliyor. Keskin ironisi sayesinde pelerinli kahraman hikâyelerinden bıkmiş seyircilere bile ferahlık veriyor.
Buna ek olarak toplam iki sezon ve 22 bölümle sınırlı olması, yapıma hafta sonunda rahatça bitirilebilecek bir maraton niteliği veriyor. Süper kahraman öyküsünün sıcak ve neşeli bir komedi olarak da var olabileceğini gösteren bu dizi, çıkışından yıllar sonra bile hâlâ üzerindeki tozu silmeyi bekleyen bir hazine.