Figüranlıktan Efsanelliğe: Daniel Day-Lewis'in İnanılmaz Yükselişi
1971'de bir filmde adı bile jeneriğe girmeyen figüran çocuk, bugün Oscar tarihinin en büyük rekorunu elinde tutuyor. İşte Daniel Day-Lewis'in çarpıcı hikâyesi.
1971 yılında, John Schlesinger'ın dört Oscar dalında aday gösterilen drama Sunday Bloody Sunday'nin çekimleri sürüyordu. Sette Peter Finch ve Glenda Jackson gibi dönemin yıldızları yer alırken, sokak sahnelerinde kamera karşısına geçen 14 yaşındaki bir figüran da vardı: rolü, taşkınlık yapan sokak çocuğundan ibaretti ve adı jenerikte neredeyse görünmüyordu.
O genç bugün sinema dünyasının en büyük oyuncularından biri olarak anılıyor: Daniel Day-Lewis. Üstelik Akademi Ödülleri tarihinin kırılması en güç rekorlarından birinin de sahibi.
Rekor kıran kariyer
Day-Lewis son 30 yılda yalnızca 10 filmde rol aldı. Rol seçimindeki titizliği ve uzun molalarıyla bilinen aktör, nicelik değil nitelik peşinde oldu. Sonuç çarpıcı: Altı Oscar adaylığı, bunların üçünde zafer. Kazandığı üç ödülün tamamı En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde geldi; sinema boyunca bu başarıyı yakalayan başka bir erkek oyuncu yok.
Altın heykeller sırasıyla Sol Ayağım (1989), Paul Thomas Anderson'ın Kan Dökülecek (2007) filmi ve Steven Spielberg imzalı Lincoln (2012) ile geldi. Adaylıklar ise Babam İçin (1993), Martin Scorsese'in New York Çeteleri (2002) ve yine Anderson ile çalıştığı Phantom Thread (2017) yapımlarına aitti.
Emeklilikten dönüş
Day-Lewis 2017'de emekliliğini duyurduğunda sinemaseverler büyük üzüntü yaşadı. Ancak usta aktör setlere geri döndü: Oğlu Ronan Day-Lewis'in yönettiği aile draması Anemone ile 2025'te hayranlarının beklediği dönüşü gerçekleştirdi. Bugün 69 yaşında.
Başlangıç yılları
Peki bu kariyer nasıl başladı? Figüranlık deneyiminin ardından hemen yıldız olmaya çalışmadı; önce Bristol Old Vic Tiyatro Okulu'nda kapsamlı eğitim aldı. 1980'lere kadar bekledikten sonra kameraların karşısına geri döndü ve televizyon yapımlarında küçük roller üstlendi. Sinemaya ise Richard Attenborough'nun sekiz Oscar kazanarak tarih yazan dev yapımı Gandhi ile adım attı.
Yeteneği kısa sürede sektörün ustalarının dikkatini çekti ve roller büyümeye başladı.
Kariyerin dönüm noktası
1980'lerin ortasında vites yükseldi: Manzaralı Bir Oda ile Hanif Kureishi'nin sahne eserinden uyarlanan Benim Güzel Çamaşırhanem'deki taban tabana zıt roller, kariyerinde dönüm noktası oldu. Metot oyunculuğunun en tavizsiz temsilcisi olarak tanınan Day-Lewis, büründüğü her role tamamen teslim olma tutkusuyla sektörü hayran bıraktı.
1989'da ise tekerlekli sandalyeye mahkûm, beyin felçli İrlandalı yazar ve ressam Christy Brown'ı canlandırdığı Sol Ayağım'in başrolüne kilitlendi. Çekimler boyunca sandalyeden inmeyen aktörün performansı, hem sinema tarihine hem Oscar kayıtlarına altın harflerle geçti.
Set köşesinde bekleyen 14 yaşındaki bir figürandan altın heykelleri kucaklayan bir efsaneye: Day-Lewis'in yolculuğu, sabrın ve tutkunun sinemadaki en büyük örneği.