abukzubuk

Ayvalık'ta Eylül Rüzgarıyla Perde Işığı: 5. Film Festivalinden Notlar

32
Ayvalık'ta Eylül Rüzgarıyla Perde Işığı: 5. Film Festivalinden Notlar

Seyir Derneği'nin beşincisini düzenlediği Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14-20 Eylül'de Vural Sineması, Fabrika Ayvalık ve Rauf Denktaş Kültür Merkezi'nde sinemaseverleri buluşturdu.

Eylül ayı Ayvalık'ında, rüzgarla perde ışığının buluştuğu o özel günlerdeydik. Seyir Derneği'nin bu yıl beşincisini organize ettiği Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14-20 Eylül arasında zengin bir programla seyirciyle buluştu. Açılışı kaçırmış olsam da, son üç günde kentin dar sokaklarında salonlar arasında koşturarak festivalin o kendine özgü havasını yoğun biçimde yaşadım.

Salonlar Arası Koşuşturma

Program, Vural Sineması, Fabrika Ayvalık ve Rauf Denktaş Kültür Merkezi üzerinden ilerledi. Kentin kültürel belleğinde ayrı bir yeri olan Vural Sineması'nda yeniden film izlemek, sinemayı gerçekten seven herkes gibi beni de ayrıca memnun etti.

Radarımdaki Filmler

80'ler ve 90'lar slasher kültürüne tutkun biri olarak en çok merakla beklediğim yapım Jane Schoenbrun'un Teenage Sex and Death at Camp Miasma'sıydı. Cannes'dan Kuir Palmiye ödülüyle dönen bu meta-slasher, efsanevi bir 80'ler korku serisini yeniden canlandırmaya çalışan genç bir yönetmenin (Hannah Einbinder) orijinal dizinin "final kızıyla" (Gillian Anderson) karşılaşmasını konu alıyor. Türün kanlı klişeleriyle ustalıkla oynayan bu vahşi, tutkulu ve gerçeküstü film beni perdeye kilitledi. (Film üzerine daha kapsamlı bir yazı geliyor.)

Festivalin ağır toplarından biri de Paweł Pawlikowski'nin Cannes'da En İyi Yönetmen ödülü kazanan Fatherland'ıydı. Ida ve Cold War'dan sonra sabırsızlıkla beklediğim film, 1949 Almanya'sının enkazında yazar Thomas Mann (Hanns Zischler) ile kızı Erika'nın (Sandra Hüller) duygusal bir yolculuğa çıkmalarını anlatıyor. Soğuk Savaş dönemini görsel bir şölene çeviren Pawlikowski'yi büyük perdede izlemek yine büyüleyiciydi.

Yıldızı yükselmeye devam eden Sandra Hüller'i bu festivalde Markus Schleinzer'in Rose'unda da izledim. 17. yüzyılda geçen ve İstanbul Film Festivali'nden sonra Ayvalık programında da öne çıkan bu dönem draması, görsel dili ve karanlık havasıyla soluksuz izlendi.

Festivalin iddialı ve yer yer ağırlaşan duygusal ritmi içinde Olivia Wilde'ın The Invite'ını burada değil, vizyon haftasında İstanbul'da izledim; ama anmadan geçemem. Seth Rogen, Penélope Cruz ve Edward Norton gibi dev isimleri buluşturan komedi-dram, insan ilişkileri üzerine eğlenceli ve temposu hiç düşmeyen bir seyirlik sunuyor; Ayvalık gecelerine çok yakışırdı.

Macar sinemasının kuralları tanımayan yönetmeni György Pálfi'nin yeni provokasyonu Hen (Tavuk) ise festivalin en sıra dışı deneyimiydi. Deneysel sınırları zorlayan, absürtün kıyısında dolaşan bu Yunan-Macar ortak yapımı, alışılagelen sinema dilini yapıbozuma uğratarak salondaki herkesi şaşkına çevirdi.

Bağımsız sinemadan tür filmlerine, iddialı komedilerden deneylere uzanan bu özenli seçki için Ayvalık Film Festivali'ne, Seyir Derneği'ne ve emeği geçen tüm isimlere teşekkürler. Seneye yine o eylül serinliğinde, Ayvalık'ta yeni filmlerle görüşmek dileğiyle!

hızlı index