abukzubuk

Altın Koza'nın En İyi Filmi "Bir Arada Yalnız" Yönetmeni Ali Vatansever Konuştu: Hikayenin Peşinden Giden Bir Sinema

32
Altın Koza'nın En İyi Filmi "Bir Arada Yalnız" Yönetmeni Ali Vatansever Konuştu: Hikayenin Peşinden Giden Bir Sinema

Adana Altın Koza'da En İyi Film ödülünü kazanan "Bir Arada Yalnız"ın yönetmeni Ali Vatansever, filmin çıkış noktasını, ötenazi tartışmasını ve sanal gerçekliğe uzanan anlatısını anlattı.

33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nı geride bırakmasının ardından festivalin en çok konuşulan yapımı, Ali Vatansever'in yönettiği Bir Arada Yalnız oldu. Festivalde "En İyi Film" ödülünün sahibi olan film, ayrıca "En İyi Yönetmen" ve Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü'nü Vatansever'e, "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü Fatih Al'a, "Umut Vadeden Genç Oyuncu" ödülünü ise Onur Gözeten'e kazandırdı.

Festival öncesi de ödüllüydü

Film, dünya prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festivali'nde yapmış; burada "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Müzik" ödüllerini kazanmıştı. Türkiye prömiyeri ise 45. İstanbul Film Festivali'nde gerçekleşmişti. Fatih Al, Esra Kızıldoğan ve Onur Gözeten'in başrollerini paylaştığı yapım, ölümcül hastalıkla mücadele eden bir oğlu ve onun ebeveynlerinin hikayesini anlatıyor; terminal kanser üzerinden aileyi, ölümü ve kabullenmeyi tartışıyor.

Adana'daki gösterimin ardından izleyici ve eleştirmenlerden yoğun ilgi gören filmi, Vatansever ile festival atmosferinde konuştuk.

Her şey bir gazete haberiyle başladı

Yönetmen, filmin doğuş hikayesini şöyle anlattı: Önceki filmi Saf'ın kurgu sonrası sürecindeyken babasını ziyaret etti. Babası, gazetede okuduğu bir haberden söz etti: Terminal dönemdeki hastalığıyla baş edemeyen çaresiz bir babanın, oğluna vurup hayatını kaybettirmesi. Bu imaj Vatansever'de yer etti; o görüntünün arkasındaki duygu karmaşası onu çok etkiledi.

Haberin daha sonra Türkiye'nin ilk ötenazi vakası olarak sunulması da yönetmenin ilgisini çekti ve hikayeye sosyal bir katman ekledi. Ancak Vatansever, baştan itibaren anne, baba ve oğulun merkezinde olduğu bir evde, kaçınılmaz sona yaklaşıp ölümü tartışan bir film yapmak istediğini biliyordu. Süreç boyunca hem kendisi hem de film dönüştü.

Terk eden baba klişesine karşı üçlü yapı

Hastalık hikayelerinde babaların genellikle terk edip annelerin bakım rolünü üstlendiği klişesine değinildiğinde Vatansever, "kadın şöyledir, erkek böyledir" gibi genellendirmelerden uzak durduğunu söyledi. Onun için ilgi çekici olan, anne ve babanın ilk refleksleri arasındaki farklılıkların yarattığı çatışma.

Yönetmene göre filmde baba, evin günlük işlerini üstlenerek kendine duygusal bir mesafe ve sığınak kurduruyor. Anne ise oğlunu iyileştirmeye çalışırken sosyal medyayı hem sığınak hem de çare arayışına dönüştürüyor. İlişkilenme kurgusu şu: Baba, ikinci yarıda annenin kurduğu gibi yakın bir ilişki kurduğunda anneyi anlar hale geliyor. Üç karakterin her biri kendi notuna basıyor; film, herkesin aynı notaya basmasını bekleyen bir senfonide ilerliyor.

Yasın beş aşaması ve gerilim

Vatansever, gerilimi yas süreçlerinin farklı hızlarından kaynaklandığını belirtti: Aile bireylerinin hiçbiri aynı anda aynı noktada değil. Ölümü en önce kabul eden, ölecek kişi; ailesi ise hâlâ reddetme aşamasında olduğu için onu hayata geri çekmeye çalışıyor. Film bu otomatik gerilimden besleniyor. Her karakter kabulleniş sürecinin başka bir aşamasında; yönetmen, bu karşılaşma anlarında heyecanlanıyor.

Onun amacı herkesi anlamak ve hayat gibi katmanlı bir sinema kurmak; "anne öyledir, baba öyledir" ön kabullerinden soyunup teslim olmak. Vatansever'e göre temel soru şu: "O anda mısın?" Film, "gelecekte ölebilir" halinden çıkıp "o an" olma halinin peşinde.

Siyah beyaz cevaplara karşı

Ötenazi kapısı açan bir hikaye sunuyor film. Peki yönetmen bir önerme mi yapıyor? Vatansever, Saf sürecinde kentsel dönüşüm mücadelesinde sivil kuruluşlarla çalışırken öğrendiğini anlatıyor: Fikir ilk düştüğünde daha katı durabilirsiniz; ötenazi hakkı hakkında dışarıdan kolayca taraf tutulabilir. Ama süreç ilerledikçe her vakanın binlerce katmanı ortaya çıkıyor ve "ötenazi olmalı, olmamalı" demek siyah beyaz bir tartışmanın beyhudeliğine dönüşüyor.

Onun için insan olmak, siyah beyazların ötesinde ortada bir şey. Bu yüzden net cevap yerine şu cümleyi seçiyor: "Ötenazi olabilir, yanında ya da karşısında olabilirsin ama hayat hepimizden büyüktür." Ötenazi düşünceleri de filmin içinde bir yerlerde duruyor; kendisi de net cevap veremiyor. Hedefi izleyiciye iki saatlik güvenli, kaliteli bir alan açmak; ölümlerini her katmanıyla düşünmek ve sadece orada olmak.

Şehir, Saf'tan bu filme uzanan çizgi

Filmdeki çarpık kentleşme görüntüsü, toplu konut blokları ve karakterin şikayetleri, yönetmenin önceki filmiyle bir paralellik mi kuruyor? Vatansever, yönetmenliği hayatından ayrı bir şey olarak görmediğini; kendi büyüme hikayesini ekrana taşıdığını söylüyor. Saf'ı bıraktığı noktada kent meselelerine beş yıldır dahil bir insan olarak yeni projeye başladı. Kentleşme ve şehir mücadelesi, erken taslaklarda daha da baskındı; filmde bu haliyle sürdü. Tasarım okuduğunu hatırlatan yönetmen, obje, oda, uzam ve şehrin hayatının parçası olduğunu, bunları tartışmanın otomatik olarak işin içinde geldiğini ekledi.

Saf'tan bu filme evrilme de net: Önceki film şantiyeleri, oyulmuş yerleri, gecekonduları, yani negatif alanları anlatıyordu. Şimdi şehre yukarıdan bakıp sonuçlarına tanıklık ediyoruz; ama bunu hayatının son dönemini yaşayan bir çocuğu olan bir ailenin etrafında irdeliyoruz.

Sanal gerçeklik: kaçış mı, varoluş mu?

Filmde karakterin şehirden kaçışı sanal gerçeklikle gerçekleşiyor ve anlatı bir anda VR'a geçiyor. Vatansever bu deneyimi heyecan verici buluyor: Koç Üniversitesi Karma Lab'de sanal gerçeklik deneyimleri tasarlarken, burada sanal gerçekliği sinematik bir araç olarak üretti; fark buydu.

Yönetmene göre "kaçış" çok anlamlı bir kelime: Karakter İzzet için sanal gerçeklik bir kaçış gibi başlıyor; ama izleyici olarak fark ediyoruz ki bu bir varoluş hali. Kaçılan 0'lar ve 1'lerden ibaret bir yer değil; gerçekliğin başladığı veya bittiği yerin giderek bulanması. Film önce adını koyamadığımız büyük bir mekânda, bir disko sahnesinde açılıyor; sonra kendine ev yapan bir oğlan görülüyor, ardından kamera göl kenarında flörtleşen iki genci izliyor. Vatansever bu noktada yönetmen olarak sanal gerçekliği unuttuğunu söylüyor; sınırların hayat tarafından eritilmesini insan olmaya davet olarak görüyor. VR'ı, İzzet karakterinin onunla ilişkilenme hali üzerinden gençliğe dair bir pencere açmak için kullanıyor.

hızlı index